Bu çalışma, Murat Fıratoğlu’nun Hemmenin Öldüğü Günlerden Biri (2024) filmini kültürel çalışmalar ve eleştirel emek teorisi perspektifinden analiz etmektedir. Film, geleneksel taşra anlatılarının dışına çıkarak emeği sadece sınıfsal bir çatışma unsuru olarak değil, zaman ve mekanın bedensel bir tezahürü olarak kurgulamaktadır. Makalede, mevsimlik tarım işçiliğinin geçmek bilmeyen zaman algısı; Marx’ın emek-değer kuramı, Guy Standing’in prekarya kavramsallaştırması ve Byung-Chul Han’ın pürüzsüzlük eleştirisi ışığında incelenmektedir. Fıratoğlu’nun minimalist estetiği, uzun yürüyüş sekansları ve statik kamera kullanımı, sömürülen emeğin görünmezliğini kıran bir hissedilebilir zaman yaratmaktadır. İçerik analizi yönteminin kullanıldığı çalışmada, ana karakter Eyüp’ün borç tahsili yolculuğunun sadece ekonomik bir talebin elde edilmesi çabası değil; sermaye tarafından değersizleştirilen emeğin, haysiyet kavramı üzerinden toplumsal ve bedensel olarak yeniden kazanılma mücadelesi olduğu savunulmaktadır. Sonuç bölümünde ise filmin absürt finali, sınıfsal öfkenin romantize edilme riski bağlamında Adorno’nun kültür endüstrisi eleştirisiyle tartışmaya açılmaktadır.
This study analyses Murat Fıratoğlu's film One of Those Days When Hemme Dies (2024) from the perspectives of cultural studies and critical labour theory. The film moves beyond traditional rural narratives, conceptualising labour not merely as an element of class conflict but as a bodily manifestation of time and space. The article examines the endless perception of time in seasonal agricultural labour in light of Marx's the labor theory of value, Guy Standing's conceptualisation of the precariat, and Byung-Chul Han's critique of smoothness. Fıratoğlu's minimalist aesthetic, long walking sequences, and static camera usage create a palpable sense of time that breaks the invisibility of exploited labour. Using content analysis, the study argues that the main character Eyüp's journey to collect his debt is not merely an effort to obtain an economic claim; it is a struggle to socially and physically reclaim labour devalued by capital through the concept of dignity. In the conclusion, the film's absurd ending is discussed in the context of the risk of romanticising class anger, drawing on Adorno's critique of the culture industry.